14 Şubat 2011 Pazartesi

True Grit (2010)


Bir Coen Brothers filmi olan True Grit, başarılı bir yeniden çevrim. benim cok sevdiğim bir tarz değil western bu yüzden çok bayıla bayıla izlediğimi söyleyemicem, ama oyunculuklar olsun, o dönemi yansıtmadaki başarısı olsun gayet etkileyiciydi.

küçük Mattie
Bilmesem Matt Damon' ı hayatta tanıyamazdım.


Western sevenlerin cok seveceğini düşünüyorum. Jaff Bridges da en iyi yardımcı erkek oyuncu ödülünü kucaklıyacak bence..

Kişisel Notum: 10/ 6

Sinebooty: http://sinebot.com/movie/6031/true-grit

Çüssy..

Toy Story 3 (2010)


Oscar' a aday olan filmleri izlemeye çalışıorm ya, birkaç film ard arda izledim bu sıra ve nedense yazmak istemedi canım! Aslında hemen yazmayı seviyorum filmden aklımda kalanları. Bugün izlediklerimi kısa kısa yazmaya karar verdim, önceki postlar gibi spoilerlı fln olmıcak yalnız, bunu izledim güzeldi şeklinde olucak biraz...

En iyi film adaylarından Toy Story 3' ü de izledim!! Ama 3' ü izlemeden önce 1 ve 2' yi de izledim. Seri halinde izlemek cok eğlenceli oluyor. Tavsiye olunur. Harika bir animasyon tabiki Toy Story..En iyi filmi almasada en iyi animasyonu kapar bence..




Toy Story 1


Toy Story 2
Toy Story' i izledikten sonra oyuncaklarınıza farklı bir gözle bakacaksınız, orası kesin:)


Bu da cok sevilen Andy..
Kişisel Notum: 10/ 8


Çüssy..

2 Şubat 2011 Çarşamba

The Kids Are All Right (2010)


Oscar adayı filmlerden The Kids Are All Right' ı da izlemiş bulunuyorum. Hiç bir şekilde bir Oscar filmi değil aslında, belki sadece içinde gay bir çift olduğu için dahil olabilmiştir bilemedim. Yönetmenliğini Lisa Cholodenko' nun yaptığı filmde Julianne Moore, Annette Bening ve Mark Ruffalo oynuyor. Annette Bening bana göre özellikle çok başarılı vala..

Gay çift Nic ve Jules
SIPOYLIR..

Lezbiyen bir çift olan Jules ve Nic aynı donörden sperm alarak iki çocuk sahibi olmuslardır. Çocuklar büyür, biri 18 biri 15 yaşına gelir ve biyolojik babalarını merak ederler. 18 yaşındaki Joni, sperm bankasının aracılığıyla babalarına ulaşır ve onunla tanışırlar. 

Joni ve Laser
Biyolojik babanın ortaya çıkmasıyla kurdukları güvenilir aile ortamı sarsılan çiftimiz ve çocukları zor bir sınavdan geçerler..

Aslında straight bir çift, sperm bankasıyla sahip olunan çocuklar ve ortaya çıkan biyolojik baba olsaydı çokta farklı olmayacakmıs film, yani o lezbiyen ilişkiye dair daha onların duygularını anlatan bir şey bekliyor insan ama gayet bilindik bir şey çıkıyor karşınıza.. Belki de anlatmak istedikleri budur aslında, ilişki nasıl olursa olsun aynı diye..

SIPOYLIR..

Ama evliliğin nasıl bi şey oldugunu, aile kavramının önemini anlatan, yer yer komik yer yer duygusal iyi bir film. Sevdim ben..

Şu ilüstrasyona da bayıldım..

Kişisel Notum: 10/ 7


Çüssy..

31 Ocak 2011 Pazartesi

The Fighter (2010)



Evet Oscar adaylarıyla devam ediyoruz!! Sıradaki filmimiz, yönetmenliğini David O. Russell' in yaptığı başrolünü Mark Wahlberg ve Christian Bale ' in üstlendiği The Fighter. The Fighter galiba Oscar' ın en güçlü adaylarından, akademi boksu seviyor zira..Zira mı??

80' lerin ortalarında geçen gerçek bir hikaye yine, ünlü boksör 'Irısh' Micky Ward' ın hayatını konu alan bir uyarlama senaryo var karşımızda..

Mark Wahlberg kaslarını sergilemek için gayet güzel bir ortam bulmuş kendine..
SPOİLER..

Micky hayatını boksörlük yaparak kazanmaktadır, yine eski bir boksör olan artık bir kokain bağımlısı haline dönüşen abisi Dickie antrenörlüğünü ve anneleri Alice de menajerliğini yapmaktadır. Ancak Micky, çıktığı her maçta başarısız olur, kariyeri sürekli kötüye gider. Bunun başlıca sebebi annesinin ve abisinin ona uygun olmayan maçlar ayarlaması ve abisinin sorumsuz davranışlarıdır. Kaybettiği bir maç sonrasında aldığı bir teklif hayatını değiştirmek için bir fırsattır.


Christian Bale harika bir performans sergiliyor..Adam 20 kilo vermiş yaa..
Bu sırada tanışıp aşık olduğu Charlene en büyük destekçisi olmuştur artık. Artık hayatına Charlene' le birlikte yeni bir yön vermek isteyen Micky' ye ailesi pek de müsade etmeyecektir..



SPOİLER..

Micky ve Charlene

Aile bazen destek yerine köstek olabiliyor. Micky' nin hikayesi buna gerçek bir örnek.. Ancak aile bağları hatta özellikle kardeşlik bağının ne kadar özel birşey olduğunu da gösteriyor bizlere.. Boks gibi duygusuz ve acımasız bir spor üzerine kurulu bir filmin içine bu duygular cok güzel yerleştirilmiş ve yine gerçek bir hikaye olması daha cok etkilenmenizi sağlıyor. Benim cok tarzım olmasa da sıkılmadan izlediğim güzel bir film oldu..

Kişisel Notum: 10/ 7

Sinebot: http://sinebot.com/movie/6145/the-fighter

Çüssy..

30 Ocak 2011 Pazar

127 Hours (2010)


Gerçek bir hikayeden uyarlanan bir film daha!! Bu yıl 83. sü düzenlenecek Oscar ödül töreninde En İyi Film dahil olmak üzere 6 dalda Oscar adayı olan 127 Hours, Aron Ralston isimli bir macera tutkununun başına gelen talihsiz bir kazanın üzerine kurulmuş bir film.. Bir Danny Boyle filmi olan 127 Hours' un başrolünü hatta filmde olan tek rolü de diyebiliriz James Franco üstleniyor..Adam taş söliim bu arada..Taş alert..


SPAYDIR..

Hiç kimseye herhangi bir şey söylemeden bisikletle bir kanyon gezisine çıkan Aron, kendi başına doğanın keyfini çıkarmaktadır. Yolculuğu sırasında bir iki kişiyle karşılaşıp biraz vakit geçirse de yoluna kendi başına devam eder.


Belli bir noktadan sonra bisikletini bırakıp yürüyerek devam eden Aron' ın başına akıl almaz bir kaza gelir. Bir yarığı büyük bir heyecanla ve merakla incelerken bir kaya yuvarlanır ve Aron' ın elini sıkıştırır. Ne kadar uğraşsa da elini kurtaramaz ve zorlu bir hayat mücadelesi başlar..

SPAYDIR..

Biraz sıkıcı bulsam da başarılı bir film, diğer filmlerin hepsini henüz izleyemediğim için Oscar alıp almayacağı konusunda pek bi fikrim yok ama pek de şansı yok gibi.. Gerçek bir hikaye olması cok etkileyici bi kere Aron'un hayatının gözünün önünden geçmesiyle, insan bi sorguluyo benim başıma gelse napardım bu kadar dayabilirmiydim diye..

Macera seven bünyeler izlemeli, gerekli dersler çıkarılmalı, en azından Oscar adayı diye izlenebilir..

Gerçek Aron Ralston işte bu!!
Kişisel Notum: 10/ 7

Sinebot Link:http://sinebot.com/movie/4771/127-hours

Çüssy..

21 Ocak 2011 Cuma

Clash of the Titans (2010)


Mitolojiyi ve fantaziyi bir arada sever misiniz? Hıh, ozaman Clash of the Titans tam size göre.. Yönetmenliğini Louis Leterrier' in yaptığı, başrolünde Perseus olarak Sam Worthington beybisini gördüğümüz film, tanrılar arasındaki nihai güç savaşı esnasında Perseus' un ölümlüleri kurtarma çabalarını konu alıyor..

uu Sam beybi..


Spaylıır..

Nihai güç için mücadele eden Tanrılar yeryüzündeki ölümlüleri düşünmeden aralarında acımasızca savaşmaktadırlar. Bu saldırılar esnasında aslında bir tanrı olan ancak ölümlüler tarafından büyütülen Perseus' un aileside katledilir. Böylece Perseus intikamını almaya ve insanlığa yardım etmeye karar verir. Ancak karşısındaki düşmanı yeraltı dünyasının acımasız tanrısı Hadestir ve amansız bir Tanrılar savaşı böylece başlar.


Spaylıır..

Filmin iki güzelliği Medusa ve Perseusun aşkı Io

Mitolojik filmleri sevenler için sevebilecekleri bir film olabilir, ama savaş aksiyon adına çok da bir şey yok. Oha dedirtcek bir aşk var Perseus abimizin gönlünü almasını iyi biliyo babacığı Zeus. İzlenebilir..

Kişisel Notum: 10/ 6

Saynebot: http://sinebot.com/movie/121/clash-of-the-titans

Çüssy..

19 Ocak 2011 Çarşamba

King Arthur (2004)


Kral Arthur efsanesini hemen hemen hepimiz biliriz, çizgi filmlerde bile sıkça kullanılan bir konudur. En tanıdık görüntüsü; Arthur' un, kimsenin saplandığı yerden çıkaramadığı babasının kılıcını kolaylıkla cıkardığı görüntüdür. İşte film bu efsanenin Antoine Fuqua tarafından yorumlanmış hali. Filmde Clive Owen ve Keira Knightley döktürüyolar..Şovalyeleriyle birlikte Arthur' un ülkeyi kurtarma mücadelesi savaş filmi sevenler için birebir..



 











SPAYDIR..

Roma imparatoru tarafından Britanya' ya gönderilen Arthur' un tek amacı bir an önce ülkesine dönmektir. Tabi ki Britanya' da süre gelen savaş ve ağır şartlar bunu imkansız hale getirir. Ülkelerine dönmeden önce son bir görev için yola çıkan Arthur ve onun yuvarlak masa şovalyelerini bu çetin mücadele sırasında bir çok engel beklemektedir.


Bir zindandan kurtardıkları güzel Guinevere de onlara katılır, eski düşmanları ve yeni müttefikleri büyücü Merlin' le, Saxonlara karşı mücadeleye devam ederler. Ancak bu mücadele artık bir geri dönme mücadelesinden cok, ülkeyi ve Britanyalıları kurtarma mücadelesine döner.

Britanyalıların ülkeyi yönetecek birine ihtiyaçları vardır.

SPAYDIR..

Tabi ki aşk her daim..

 Tarihçilerin gerçekliğini sorguladığı bu efsanenin bana göre güzel bir yorumu olmuş. Ben izlerken sıkılmadım, gayet sürükleyici, gayet izlenesi bir film. Aşk var, savaş var, güzel adamlar var.. Daa ne olsun..
İzleyelim, izletelim..

Kişisel Notum: 10/ 7

Sinebot liynk: http://sinebot.com/movie/2352/king-arthur

Çüssy..


6 Ocak 2011 Perşembe

A Christmas Carol (2009)


Yeni yıl ruhuna uygun olarak bu sene izleyebildiğim tek film A Christmas Carol oldu. Disney yapımı Jim Carrey' in başrolünde olduğu animasyonu çok sevdiğimi söyleyebilirim. Charles Dickens' ın bu Noel hikayesine çok aşinayız zaten, bir sürü çizgi film bu hikayeyi kullandı şimdiye kadar. Hep olduğu gibi sıcacık ve ders vermeyi amaç edinen bir hikaye.. Film biraz karanlık tabi, hatta belki çocuklar için korkutucu bile olabilir. Unutmadan söyliyim yönetmen koltuğunda da  Robert Zemekis var.


SPAYLIR..

Adı artık cimrilikle özdeşleşmiş Ebenezer Scrooge, bir Noel arifesinde ortağını kaybeder. Bu kayıbın ardından gecen yıllar boyunca Scrooge' da hiç bir değişiklik olmaz, hala aynı cimri, huysuz ve kötü kalpli ihtiyardır. Yine bir Noel arifesinde bütün huysuzluğuyla evine döner. Ancak bir süre sonra ortağının hayaleti onu ziyarete gelir. Yaşamı boyunca o da çok cimri ve kötü kalpli bir insan olmuştur ve şimdi ruhu azap çekmektedir. Scrooge' a onu gece boyunca ziyarete gelecek üç hayaletin haberini verir ve gider.

Bu üç hayalet geçmiş, şimdiki ve gelecek noellerin hayaletleridir. Üçü de acımasız bir şekilde Scrooge' a gerçekleri gösterir. İyiliğe giden yolda Scrooge için bu Noel arifesi bir dönüm noktası olacaktır.

SPAYLIR..  

Yeni yıl ruhuna çok uygun, çocuklarla izlenmicek kadar karanlık olsada sevilesi, hatta ders cıkarılası tam bir evde keyif filmi.. Artık seneye yeni yıl zamanı izlersiniz, en iyi o zamanlarda izlenir çünkü..

Kişisel Notum: 10/ 8


Çüssy..

27 Aralık 2010 Pazartesi

Kalifornia (1993)


Brad Pitt♥' in bütün filmlerini izlemeye, kıyıda köşede kalmış ne varsa eskilerde falan bulmaya çalışıyorum. Kalifornia' yı da bu çabalarım esnasında izledim. Yönetmenliğini Dominic Sena' nın yaptığı, Brad Pitt♥' in yanı sıra Juliette Lewis, David Duchovny ve Michelle Forbes' in başrollerinde olduğu film bir seri katil ve yol hikayesi..




SIPAYLIR..
Seri cinayetler üzerine bir kitap yazan Brian yazma sıkıntısı çeker, sevgilisi de uzun zamandır uzaklara gitmek istemektedir ve bir California yolculuğuna çıkmaya karar verirler. Yolculuk boyunca seri cinayetlere mekan olmus yerleri tek tek gezecekler ve Carrie bu yerleri fotoğraflayacaktır. Masrafları paylaşmak için kendilerine yol arkadaşı ararlar. Astıkları ilana bir çift başvurur. Tam bir Amerikan serserisi Early ve onun saf sevgilisi Adele artık yol arkadaşları olmuşlardır. 
Bradcim yine taş yine taş ♥♥


















Ama Early tam bir psikopattır, zevk için, herhangi bir şeyi elde etmek için birini öldürebilen biridir ve yolculuk ilerledikçe çiftler birbirini daha iyi tanımaya başlarlar..
SIPAYLIR..






Brad Pitt♥ her filminde alıştığımız gibi içinde iyilik barındıran adamdan çok uzak, safi bir kötüyü oynuyor ama hakkını vermiş ne yalan söliim, helal koçuma..:) Juliette Lewis' in performansı favorim ama filmde.. Basit bir amerikan filmi olsada bu oyuncuları bu rollerde görmek için, güven duygunuzu bi ölçüp tartmak için ve tabi ki Brad Pitt♥' i görmek için izleyin derim..


Kişisel Notum: 10/ 7


Sinebot Link: http://sinebot.com/movie/3354/kalifornia

Çüssy..

The Beach (2000)


Leo' nun gençlik dönemlerini beğenir misiniz? Ben şimdiki halini tercih ederim şahsen, o çelimsiz, çocuk suratlı hallerinden iyidir. The Beach, Leonardo Di Caprio' nun Titanic' ten hemen sonra rol aldığı, Danny Boyle' un yönettiği bir film. Bir kitap uyarlaması..

SPOİLİŞ..

Backpacker olarak seyahate cıkan Richard, Tayland' da pis ve gürültülü bir otelde konaklar.. Bir gece bağıra çağıra duvarları tekmeleyen, etrafa küfürler eden yan oda komşusu Daffy ile tanışır, Daffy ona kimsenin bilmediği, çok gizli bir yerde bulunan bir adadan bahseder. Ertesi gün Daffy intihar eder, Richard' a bir harita bırakmıstır. Richard da otelde tanışıp hoşlandığı Fransız güzeli Françoise ve onun erkek arkadaşı Etienne' e birlikte bu adaya gitmeyi önerir. Üçüde macera peşinde olan gencolarımız yola koyulurlar..


Maceracı gencolar..

Yolculuk esnasında Richard, haritanın bir kopyasını tanıştığı iki gence bırakmayı da ihmal etmez. Zorlu bir yolculuktan sonra çok gizli adaya ulaşırlar. Burada kendi istekleriyle dış dünyadan kopmuş, çok gizli bir şekilde yaştılarını sürdüren bir grup onları beklemektedir. Bu grup sadece cok gerekli durumlarda medeniyete gitmektedir, yetiştirdikleri esrarı satarak ihtiyaçlarını alıp geri dönerler. Grup, adanın diğer kesiminde yaşayan esrar yetiştiricileriyle adaya bulundukları mevcuttan fazla kimse gelmeyeceği konusunda anlaşma yapmışlardır, bu yüzden harita büyük bir gizlilikle saklanmaktadır.

Haritayı Daffy' nin verdiğini öğrenince, Richard ve Fransız çifti aralarına gizlice kabul ederler. Kumsalda hayat harikadır, sadece günlük işleri işbirliği ile yaparlar ve geri kalan zamanda istediklerini yapmakta özgürdürler. Üstelik Françoise de Richard' dan hoşlanmaya başlamıştır ve Etienne' den ayrılıp onunla birlikte olmaya başlamıştır.


Françoise taş yalnız..;)
Hayat, kumsalda harika giderken gruptan birinin köpekbalığı saldırısına uğraması ve Richard' ın haritanın bir kopyasını bıraktığı iki gencin beraberlerinde başkalarıyla adaya gelmesiyle işler sarpa sarmaya başlar.

SPOİLİŞ..

Richard için hayat kabusa döner.
Ütopik hayat mümkün mü? Medeniyet bazı noktalarda mutlaka gerekli mi? İnsan kendi kendine yetebilir mi? Bu tarz soruları içeren, bunlara yanıt arayan bir film ama ben aldığım cevaplardan pek memnun kalmadım, sanki biraz üstün körü geçilmiş, sanki bişiler havada kalıyor, bilemedim..:S

Filmin çekildiği Phi Phi adasının görselliği harika, direk tatile ışınlanası geliyor insanın, izlenebilir ama tavsiye edilecek bir film değil bana göre..

Kişisel Notum: 10/ 5

Sinebotly: http://sinebot.com/movie/1502/the-beach

Çüssy..

21 Aralık 2010 Salı

Flash of Genius (2008)


Hiç böle hayatımızda önemli yer tutan ama çoğu zaman varlığını bile hissetmediğimiz şeylerin kim tarafından, nasıl icat edildiklerini merak ettiğiniz oldu mu? Mesela silecek... Evet Flash of Genius' da sileceğin hayatımıza nasıl girdiğini öğrenebilirsiniz. Gerçek bir hikaye olan film, bir üniversite hocasının hukuk ve ego mücadelesini anlatıyor.. Yönetmenliğini Mark Abraham' ın yaptığı filmde Greg Kinnear ve Gilmore Girls' den tanıdığımız Lauren Graham oynuyor.


Spospoiler..

Üniversite hocası Robert Kearns' ün mutlu bir evliliği ve altı çocuğu vardır. Belli aralıklarla kendi kendine çalışabilecek sileceği icat eder ve bu buluş sayesinde daha çok para kazanıp ailesinin daha iyi şartlarda yaşatabileceğini düşünür. Üstelik Ford icadıyla ilgilenmiştir ve onunla görüşmek ister.


Fikrini Ford' a sunan Kearns onlarla üretimi kendi yapma koşuluyla anlaşır ve hemen işe başlar. Ancak bir süre sonra Ford, ilk fasılalı sileceğe sahip arabayı piyasaya sürer. Kearns' ün fikrini düpedüz çalmışlardır. Bunu gururuna yediremeyen Kearns hakkını aramaya kararlıdır, uzun sürecek olan mücadelesi sırasında bir çok şeyden vazgeçmek zorunda kalacaktır. Ailesi ile birlikte çok zorlu ve çook uzun bir süreç onları beklemektedir.

Spospoiler..


Ford iyi kazık atmış vala..


Dr. Kearns savunmasını oğluyla birlikte yapıyor.



İnsan değer miydi diyo tabi filmi izlerken! Mutluluğunu ve ailesini gururu uğruna, hakkını aramak uğruna feda ediyor Dr. Kearns. Gerçek bir hikaye olması daha çok etkiliyor tabi ki, Ford' un adaletsiz davranışı karşısında verilen savaşı sanki biz veriyoruz. Çok sürükleyici bir film olmasa da izlenilebilir.

Kişisel Notum: 10/ 6


Çüssy..

18 Aralık 2010 Cumartesi

Av Mevsimi (2010)


Şimdi işin içinde kimler var; Şener Şen, Çetin Tekindor, Cem Yılmaz, Okan Yalabık, Melisa Sözen..E yönetmen de Yavuz Turgul, böyle olunca insan bi heyecanlanıyor. Bu kadrodan kötü iş çıkması imkansız zira..

Hikaye klasik; emekli olmak üzere bir yaşlı polis, onun deli dolu genç ortağı, hırslı bir kötü adam ve bir cinayet. Holivutta olsa ayy cook klasik derim ama bir Türk filmi olunca nasıl yapılmış diye bakmak lazım, hele de işin içinde böyle büyük isimler varsa.. E gittik izledik bizde S. le..


Kadroya bah bah..
spoİler..

Bataklıkta bir el bulunur, cinayet masası katili araştırmaya başlar. İş, Avcı, Deli ve Çömez Hasan ekibine verilmiştir. Ferman nam-ı değer Avcı emekliliği gelmiş bir polis, İdris nam-ı değer Deli karısından boşanmış ve hala onunla sorunları olan genç bir polis ve Hasan teşkilata yeni girmiş bir çömezdir. Bulunan elin bir genç kıza ait olduğu tespit edilir ve ekibimiz kızın sevgilisinin, ailesinin, kocasının peşine düşer..  Olay tam bir karmaşadır ama ekip bu olayı çözmek uğruna herşeyi göze almıştır ve sonunda bir çok şeyi feda etmiş olacaktır..


spoİler..


Hikayenin bazı kısımları havada kalmış bana göre, bir de böyle bir gizem üstüne kurulmuş bir filmde olay neredeyse ortalarında çözülüyor sanki.. Bilemedim yani, bazı yerlerinde "e ne bu şimdi?" dedim..

Cem Yılmaz' ın şahane sahnesi..

Oyunculuklara laf eden çarpılır zaten, hepsi birbirinden şahaneydi.. Görüntüler çok iyiydi, konu güzeldi, Yavuz Turgul zaten muhteşem adam.. ama ben bayıldım, bittim diyemem malesef.. Bir Eşkıya , bir Gönül Yarası değil bence...

Cem Yılmaz' ın artık çok ünlü olan türkü sahnesi, Çetin Tekindor- Cem Yılmaz sahnesi, Şener Şen azarlama sahnesi..Bunlar en sevdiklerim..

Kişisel Notum: 10/ 6

SinSineBot: http://sinebot.com/movie/5897/av-mevsimi

Çüssy..

LinkWithin

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...