27 Aralık 2010 Pazartesi

The Beach (2000)


Leo' nun gençlik dönemlerini beğenir misiniz? Ben şimdiki halini tercih ederim şahsen, o çelimsiz, çocuk suratlı hallerinden iyidir. The Beach, Leonardo Di Caprio' nun Titanic' ten hemen sonra rol aldığı, Danny Boyle' un yönettiği bir film. Bir kitap uyarlaması..

SPOİLİŞ..

Backpacker olarak seyahate cıkan Richard, Tayland' da pis ve gürültülü bir otelde konaklar.. Bir gece bağıra çağıra duvarları tekmeleyen, etrafa küfürler eden yan oda komşusu Daffy ile tanışır, Daffy ona kimsenin bilmediği, çok gizli bir yerde bulunan bir adadan bahseder. Ertesi gün Daffy intihar eder, Richard' a bir harita bırakmıstır. Richard da otelde tanışıp hoşlandığı Fransız güzeli Françoise ve onun erkek arkadaşı Etienne' e birlikte bu adaya gitmeyi önerir. Üçüde macera peşinde olan gencolarımız yola koyulurlar..


Maceracı gencolar..

Yolculuk esnasında Richard, haritanın bir kopyasını tanıştığı iki gence bırakmayı da ihmal etmez. Zorlu bir yolculuktan sonra çok gizli adaya ulaşırlar. Burada kendi istekleriyle dış dünyadan kopmuş, çok gizli bir şekilde yaştılarını sürdüren bir grup onları beklemektedir. Bu grup sadece cok gerekli durumlarda medeniyete gitmektedir, yetiştirdikleri esrarı satarak ihtiyaçlarını alıp geri dönerler. Grup, adanın diğer kesiminde yaşayan esrar yetiştiricileriyle adaya bulundukları mevcuttan fazla kimse gelmeyeceği konusunda anlaşma yapmışlardır, bu yüzden harita büyük bir gizlilikle saklanmaktadır.

Haritayı Daffy' nin verdiğini öğrenince, Richard ve Fransız çifti aralarına gizlice kabul ederler. Kumsalda hayat harikadır, sadece günlük işleri işbirliği ile yaparlar ve geri kalan zamanda istediklerini yapmakta özgürdürler. Üstelik Françoise de Richard' dan hoşlanmaya başlamıştır ve Etienne' den ayrılıp onunla birlikte olmaya başlamıştır.


Françoise taş yalnız..;)
Hayat, kumsalda harika giderken gruptan birinin köpekbalığı saldırısına uğraması ve Richard' ın haritanın bir kopyasını bıraktığı iki gencin beraberlerinde başkalarıyla adaya gelmesiyle işler sarpa sarmaya başlar.

SPOİLİŞ..

Richard için hayat kabusa döner.
Ütopik hayat mümkün mü? Medeniyet bazı noktalarda mutlaka gerekli mi? İnsan kendi kendine yetebilir mi? Bu tarz soruları içeren, bunlara yanıt arayan bir film ama ben aldığım cevaplardan pek memnun kalmadım, sanki biraz üstün körü geçilmiş, sanki bişiler havada kalıyor, bilemedim..:S

Filmin çekildiği Phi Phi adasının görselliği harika, direk tatile ışınlanası geliyor insanın, izlenebilir ama tavsiye edilecek bir film değil bana göre..

Kişisel Notum: 10/ 5

Sinebotly: http://sinebot.com/movie/1502/the-beach

Çüssy..

24 Ekim 2010 Pazar

High Fidelity (2000)


Evvet, bugün de uzun zamandır izlemek istediğim High Fidelity' yi izledim. Açıkçası Nick Hornby' nin aynı isimli kitabını sevgilimden alıp okuduğumda çok beğenmiştim ancak belki de beklentilerimi yüksek tuttuğum için filmden aynı zevki alamadım. Ha kötü bi film miydi? Asla.. Güzeldi yani..:/

Filmin her anında pop-müzik var ama güzel müzik gerçekten güzel müzik!! Başrolümüz John Cusack' in canlandırdığı Rob, tam anlamıyla bir amerikan pop-müzik hayranıdır. Bütün hayatını Top 5 listeleri halinde yaşamaktadır; hayatımın Top 5 ayrılığı, hayatımın Top 5 hatası, hayatımın Top 5 mesleği gibi.. >^-^<

Hoptrozop SPOİLER geliyor;

Son sevgilisi Laura tarafından terk edilen Rob, geçmişteki ilişkilerini ve terk edilmesiyle yaşadığı hayal kırıklığını tutkunu olduğu pop-müzik çerçevesinde bizlere anlatmaya başlar. Sahibi olduğu plakçı dükkanı Championship Vinly' de iki sorunlu elemanıyla bu depresyonun üstesinden gelmeye çalışır, üstelik Laura' nın  başka biriyle ilişkisi başlamıştır bile.

Top 5 listesindeki ayrılıklarının kahramanlarıyla yüzleşir (ki bunlardan biri Catherine Zeta Jones), bir barda dinleyip tanıştığı soul şarkıcısıyla birlikte olur, dükkanında hırsızlık yaparken yakaladığı kaykaycı gençlere albüm yapamaya kalkışır..Bu olaylar esnasında yanında elemanları Barry (Jack Black bomba!!) ve Dick vardır.

Ancak bir anda şans kötü bir olay sayesinde Rob' a geri döner, Laura' nın babası ölmüştür ve bu şok sayesinde Rob' un hayatının erkeği olduğunu anlamıştır. Tekrar birlikte olurlar, hatta Rob evlenme bile teklif eder. Evet mutlu son...

SPOİLER BİTENZİ..


Müzikleri güzel, oyuncuları güzel, atmosferi güzel bir film.. Belki kitabı okumadan izleseydim daha çok beğenirdim. Kitap insanda devamlı Top 5 listesi yapma, içinde geçen bütün şarkıları indirip dinleme isteği uyandırıyo. Film kitaba göre biraz daha yüzeysel geçilmiş sanki..

Kişisel Notum: 10/7

Sinebot link:http://sinebot.com/movie/412/high-fidelity

Çüssy..

22 Ekim 2010 Cuma

İlk Film- Dancer in the Dark (2000)


Evet, şimdi en son izlediğim filmden başlıyorum: Dancer in the Dark!!

Lars von Trier ' in Cannes' dan ödüllü filmini ancak izleyebildim. Björk' ün gıcık mimikleri, gıcık hali tavrı, gıcık oyunculuğu (son 10 dk.daki hakkını yiyemem ama) ve en baba Ferdi Tayfur filmine on basan konusuyla boğan bi filmdi. Resmen film insanın içini oya oya ilerliyo. Müzikal sahnelere geçişler iyiydi ama insanın Selma' ya neden be bacım neden böle yapıosun diyesi geliyo.

Burdan sonrası SPOİLER (AĞIR) olacak dikkat dikkat..

Azıcık filmi anlatayım hazır hafızamda tazeyken:

Selma Jezkova ve 10 yaşındaki oğlu Gene, küçük bir kasabada bir karavanda yaşamaktadırlar. Bir fabrikada çalışmakta olan Selma kalıtsal bir hastalık nedeniyle görme yetisini yavaş yavaş kaybetmektedir. En büyük amacı gerekli parayı biriktirip oğlunu ameliyat ettirerek aynı akibete uğramasına engel olmaktır ve de Selma büyük bir müzikal tutkunudur hatta kasabada bir müzikal sergilemek için yapılan çalışmalara katılmaktadır. Arkadaşı Kathy ise iş yerinde ve dışarıda en büyük destekçisidir.

Buraya kadar iyi tamam, ama bundan sonra arkadaş film bi allak bullak oluyo hoop diosun bi.
Bu Selma'nın ev sahibi çift bi sorunlu, kadın kocasının hiç bitmeyecek bir malvarlığının olduğunu düşünüo, adamda (ki kendisi polis) borç batağına düşünce Selma' nın çocugu için biriktirdiği paralara göz dikiyo ve çalıyo tabiki. Bizim saf Selma da durur mu gidiyo güzel güzel istiyo adamdan parayı ama adam anca beni öldürürsen alırsın diyo. Eh bizimkide öldürüveriyo, neredeyse kör bir kadın bir polisi nasılsa öldürüveriyo işte, herşey oğlu için güya.

Hey allam nese daa fazla devam etmiyim.

SPOİLER BİTTİ!!

aslında ben bu filmdeki karakterlere gıcık oldum, ya öle şey yapılır mı bu kadarda salak olunur mu falan die.
Ama izlenebilir, doya doya ağlanabilir iyi bi film.

Kişisel Notum: 10/6

Son olarak bu da Sinebot linki: http://sinebot.com/movie/1263/dancer-in-the-dark

Çüssy..

LinkWithin

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...